OYUN TANITIMI

Öncelikle, Half Life Blue Shift tamamiyle orijinal bir oyun (genişleme paketi değil). Yani oyunu oynayabilmeniz için Half Life’ın sisteminizde kurulu olmasına gerek yok. Oyunun yapımcılığını Opposing Force’u yapan ekip Gearbox üstleniyor. Blue Shift’in en büyük özelliği de oyunla birlikte gelecek HD PACK adlı program. Bu programla yeni Half Life oyunuyla gelecek yenilikleri diğer Half Life oyunlarına aktarmak mümkün olacak. Bir de oyun çıktığında diğer bütün Half Life oyunlarını upgrade edecek. Yani Blue Shift öteki Half Life oyunlarını yeni grafik ve sesten mahrum bırakmayacak.

Oyunun CD’sinde Half Life High Definition Pack adlı bir program bulunuyor. Bu program sayesinde grafikleri geliştirebiliyoruz. Zaten oyuna başladığınızda 2 seçeneğiniz var. Birincisi ister Half Life’ı orijinal grafiklerle oynarsınız, isterseniz gelişmiş grafiklerle. Bu programı nasıl kuracağız önce onu söyleyeyim. CD’yi taktığınızda açılan arabirimde Half Life High Definition Pack’i tıklayın ve program otomatik olarak kurulsun. Sonra açın Blue Shift’i ve gelişmiş grafiklerin keyfini çıkarın. Sadece Blue Shift değil bu program diğer bütün Half Life oyunlarında grafiklerini değiştiriyor. Grafiklerdeki temel değişimler ise silahlar, yaratıklar, doktorlar ve güvenlik görevlileri üzerinde oluyor. Onun dışında mekanlarda pek fazla değişim yok. Ama silahlar ve diğer karakterler bayağı değişmiş. Özellikle silahlar gerçeğine daha uygun ve sesleri daha dolgun çıkıyor.

Oyundaki karakterlerin tipi de çok daha detaylı çizilmiş. Doktorlar ve diğer karakterlerin değişimini görmek için oyunun görüntülerine mutlaka bakmalısınız. Sonunda insana benzemişler.

Ad:  602px-Diablo1cdcoverscan.jpg Gösterim: 15 Boyut:  68.1 KB

 Diablo (İspanyolca Şeytan) PC ve Macintosh için Blizzard tarafından 1996′nın sonunda piyasaya sürülmüş, karanlık bir ortama sahip bir aksiyon-rol yapma oyunudur.
Çıktığı zamandaki bilgisayar oyunlarına kıyasla, elle çizilmiş bitmap grafikleri, kolay kavranan oyun yapısı ve yüksek oynanabilirliği ile firmaya ve oyun türüne büyük popülerlik kazandırmıştır. Öyle ki bilgisayar oyunları tarihinde az görünür bir şekilde başka bir firma Diablo’ya ek görev paketi (Hellfire, Sierra On-Line Entertainment Inc.) çıkarmıştır.
Oyunun takipçisi Diablo 2 hikayeyi kaldığı yerden devam ettirmektedir.

Hikâye
Diablo bize “Sanctuary” adını verdiği bir dünya tanıtıyor.Teknolojik olarak orta çağ zamanlarına denk gelen ancak mistik özellikleri de barındıran bu dünyada seçtiğimiz bir kahramanı yönlendiriyoruz.
Diablo Cennet ve Cehennem arasındaki ütopik bir savaş olan “Günah Savaşı” ve bu savaşın bir tarafı olan cehennemdeki olayların dünyaya sıçraması ile ilgili olayları anlatıyor.
Cennetin tüm varlıklara düzen ve disiplinin, Cehenemin ise onlar yerine kaosun hüküm sürmesi gerektiği anlayışı yüzünden başlayan savaş gökyüzündeki en eski yıldızdan bile daha öncesine dayanmaktadır. Diablo’ya göre; Cehennem 7 Büyük İblis tarafından yönetiliyor. Bunların üçü , Üç temel kötülük ve Cehennemin yöneticileri olarak öne çıkıyorlar. En küçükleri Diablo (Dehşetin Efendisi), Baal (Yıkımın Efendisi) ve en büyükleri Mephisto (Öfke Lordu). Onlardan sonra yine büyük güçlere sahip 4 iblis Azmodan (Günahların Efendisi) Belial (Yalanların Efendisi) Andariel (Izdırap Bakiresi) ve Duriel (Acının Efendisi) sıralanıyor. Normalde ölümlü dünya ile ilgili olmayan bu savaş cehennemde dönen bir entrika ve ardından gelen bir devrim ile ölümlü topraklara sıçrıyor. Büyük Sürgün olarak adlandırılan bu olayda 3 kardeş onlara karşı birleşen 4 iblis tarafından cehennemden sürülüyorlar. Kötülüklerine ve savaşlarına dünyaya sürülmeleri engel olmayan 3 Kardeş, Günah Savaşı’na yeni bir boyut katıyor; İnsanlar. Taraf seçme özgürlüğünü elinde tutan tek varlık olan insanlar, her iki tarafta da kendilerine müttefikler buluyorlar.
Başmelek Tyrael’in önderliğinde, politik ve ideolojik farklılıklarını bir yana koyarak birleşen büyücü klanları, Horadrim adında bir birlik oluşturuyorlar. Bu insanların Günah Savaşı’nda yarattığı en büyük değişimlerden biri oluyor. Tyrael’in Horadrim’e verdiği, iblisleri hapsetme gücüne sahip olan “ruhtaşları” ile Horadrim avına başlıyor. Gayet iyi bir iş çıkaran ve iblis avlamakta uzman olan Horadrim, hemen 3 Kardeşin peşine düşüyor.Önce Mephisto, yakalanıyor ve ruhu taşa hapsedilip, Zakarum Kilisesinin korumasına bırakılıyor. Baal, Horadrim’in önde gelenlerinden Tal-Rasha’nın önderliğindeki bir grup ile Lut Gholein civarında karşılaşıyor. Baal “ruhtaşını” nı parçalama başarısını gösterse de, parçalardan biri kalbine saplanan Tal-Rasha kendini feda ederek, kendisiyle beraber Baal’i de Lut Gholein’in sıcak kumları altına hapsediyor. Bir şekilde Horadrim’den sürekli kaçmayı başaran küçük Kardeş Diablo, Batıya, Khanduras’a doğru çekiliyor. Onu Jered Cain ve bir grup Horadrim , uzun süre izini sürdükten sonra yakalıyor, ruhunu taşa hapsedip, unutulmuş bir kilisenin derinliklerine gömüyorlar.
de yolundan çekilince Mephisto hemen kardeşlerini kurtarmak için harekete geçiyor. Rahiplerinden biri olan Horadrim iblis yakalamaktaki başarısını, “ruhtaşları”nın saklandığı yeri korumakta gösteremiyor.İblislerin yakalanması ile zamanla birbirlerine düşen büyücü klanları dağılıyor. Önce başlarında onları koruyan kalmıyor, sonra böyle bir tehlikenin bile varlığı unutuluyor. Böylece Horadrim dağılmışken, cennetin yolundan sapan melek Izual’ın da yardımıyla ilk serbest kalan Mephisto oluyor. Mephisto, Zakarum’un gardiyanlığından kurtulduğu gibi, Zakarum düzenini etkileyerek ele geçiriyor.İblisin oyunlarına gelmeyen tek Zakarum rahibi KhalimLazarus’u Khanduras’a götürüyor.
Lazarus Khanduras’ta herşeyden habersiz bir şekilde, kendi krallığını ilan etmiş ve eski bir katedrali kendine saray bellemiş olan Leoric’in yanına sızıyor.Katedralin derinliklerinde taşın içinde uyuyan Diablo ile bağlantıya geçen Lazarus, şeytanın dünyada vücüt bulabilmesi için çalışmalara başlıyor. Horadrim ile yaptığı ve hapis olduğu durumdan dolayı zayıf olan Diablo, ele geçirmek için ilk denediği kişi olan Leoric’te, başarısız oluyor. İblise direnebilen Leoric bu zorlu savaştan ağır yaralarla çıkıyor ama akıl sağlığını yitiriyor. Bunun üzerine Lazarus Diablo’nun yerleşmesi için kralın oğlu Albrecht’i kaçırıyor. Oğlunun yokluğundan kendi adamlarını suçlu tutan Leoric, deli haliyle gerçekleri göremiyor ve bundan sorumlu tuttuğu Lachdanan’a adamlarını saldırtıyor.Lachdanan kralın askerlerini ve en sonunda aslında sonuna kadar sadık oluğu delirmiş kralını öldürüyor.Albrecht’i ele geçiren ve kendi şekline dönüşen Diablo, son kardeşi Baal’i kurtarmak için çalışmalara başlıyor.
Tam da bu sırada uzun zaman önce Tristram’dan ayrılmış bir gezgin, eski şehrine geri dönüyor…

Sistem Gereksinimleri

  • Windows
    • 60Mhz Pentium
    • 16 Ram SVGA Ekran Kartı
    • 2x Cd-Rom.
  • Mac OS
    • Power Macintosh veya uyumlusu
    • 16MB RAM sanal bellekle beraber
    • Sistem sürümü 7.5 veya daha iyisi
    • 2X CD-ROM sürücü

     

    [Resim]

Bir çok insan kaplumbağa kelimesini duyunca aklına ilk olarak Volkswagen marka şirin otomobiller gelir. Ancak çocukluğunu yada gençliğini 90′lı yıllarda geçirenler için ‘Kaplumbağa’ daha eğlenceli şeyleri hatırlatıyor. Öncelikle çizgi roman olarak piyasaya sürülen ve daha sonra çizgi filmiyle karşımıza çıkan dört yeşil karakterin maceralarını. Ninja Kaplumbağalar 90′lı yıllarca dünyanın her yanındaki çocukların en sevdiği kahramanlarından biriydi. Ayrıca yapılan en iyi pazarlama çalışmalarından biriydi de, sayısız oyuncak ve promosyon malzemesinin yanında üç tane film ile birlikte, bu dört kaplumbağa sevenlerinin karşına çıktı. Bu çılgınlık o kadar büyümüştü ki, Ninja Kaplumbağaların kostümünü giymiş dört kişiden oluşan bir müzik grubu bile kuruldu. Zamanında kendi çaplarında hit şarkıları bile vardı.

En son Ninja Kaplumbağa filmi 1993 yılında gösterime girmişti. Bunca yıl sonra kaplumbağalar beyaz perdeye geri dönüyor. Kaplumbağalar bu sefer 3 boyutlu ve tamamıyla bilgisayar tarafından yaratılmış. Eş zamanlı olarak Ubisoft firması, filmin oyununu piyasaya sürdü. Daha önce sayısız, Ninja Kaplumbağa oyunu çıkartıldı. Ancak bu seferkinin farklı bir özelliği var. Bu yeni kaplumbağa macerası, gelmiş geçmiş en iyi aksiyon oyunlarından biri sayılan, Prince of Persia’nın programcılarının deneyimli ellerinden çıktı. TMNT: The Game adını taşıyan bu yeni oyun bizlere eğlence ve aksiyon vaat ediyor.

Kaplumbağa gücü

Unutanlar ve ilk kez tanışacaklar için hikayenin özeti şöyle. Usta Splinter, eski öğrencisi Shredder tarafından ihanete uğradıktan sonra, inzivaya çekilir ve kanalizasyonlarda yaşamaya başlar. Bir gün tesadüf sonucu, kanalizasyona dört tane kaplumbağa düşer. Hayvanlar kanalizasyona sızan, tehlikeli bir radyoaktif madde olan mutasyon sıvısına maruz kalırlar. Usta Splinter, bu dört kaplumbağayı görür ve üstlerindekini sadece pislik olduğunu düşünerek onları temizleye başlar. Böylece farkında olmadan o da mutasyon sıvısına maruz kalır. Sıvının özelliği, maruz kalanı, en çok dokunduğu canlının genetik özelliklerini birleştirir. Bu yüzden, dört yavru kaplumbağa mutasyona uğrayıp, insansı özellikler kazanırken, Splinter farelerle yaşadığı sürgün yaşantısı nedeniyle, devasa bir fareye dönüşür.

Splinter bu insanı özelliklere sahip 4 kaplumbağayı, kendi çocukları gibi görür, onları Japon dövüş sanatlarının ince teknikleriyle eğitir. Her birine ünlü Rönesans sanatçılarının isimlerini verir. Leonardo, kılıç üzerine uzmanlaşır ve grubun lideridir. Raphael özel Ninja çatal bıçakları kullanır ayrıca çabuk sinirlenmesiyle ünlüdür. Michelangelo ise nançuka ve çeşitli espri teknikleri üzerinde uzmanlaşır. Donatello ise uzun dövüş sopası kullanır, ayrıca grubun teknoloji uzmanıdır.
Bu dört sıra dışı ve pizza hastası kahramanın, sahip oldukları yetenekleri kullanıp, kötüleri durdurması ve bol bol macera yaşaması, serinin genel konusuydu.

[Resim]

Sınırsız eğlence ve aksiyon

Oyunun yapımcısı olan Monreal Studios, kaplumbağaların temel özelliklerini göz ardı etmeyen bir oyun yapmış. Amaçsızca adam dövdüğümüz, yada garip bulmacalarla kafa patlattığımız bir oyun yerine, Ninja güçlerini sonuna kadar kullanmamızı sağlayacak bir oynanış sistemi geliştirmiş. Oyunun grafikleri, filmin ve çizgi romanın karışımı olarak tasarlanmış, gayet hoş duruyorlar.

TMNT: Game filmin konusuna paralel şekilde gittiği gibi, çizgi filmden de tanıdık karakterler karşımıza çıkıyor. Kısacası oyununun konusu şöyle, her 3 bin yılda bir yıldızlar doğru sıraya gelince, başka bir boyuta kapı açılır. Günümüzde bu kapı açıldığı zaman, diğer boyuttan gelen yaratıklar dünyayı istila etmeye çalışırlar. Bizde oyunda, Ninja yeteneklerimizi kullanıp bu istilayı durdurmaya çalışıyoruz. Karşımıza, çeşitli yaratık ve düşman klanların kötü Ninjaları çıkıyor.

Her karakterin kendine has bir özelliği var. Mesela Leonardo, hortum gibi dönerek, elindeki kılıçların yardımıyla düşmanları yok edebiliyor. Michelangelo ise nunçukalarını helikopter misali, çevirip havada bir süre olsun uçabiliyor. Bölümler sırasında karşımıza gelen engelleri ve düşmanları bu karakterlerin özel güçleri sayesinde rahatça geçiliyor. Ayrıca, kamplumbağların, duvarlarda yürüme özerliği var. Böylece kaplumbağalar için çıkmaz sokak kavramı kalmıyor. Oyundaki en eğlenceli bölümler, zamana karşı yarıştığımız kısımlar. Belirli bir zaman içerisinde, platformlara ulaşmak zorundayız. Bunun için duvarlarda yürüme, sütunlara tırmanma ve duvardan duvara zıplayarak yukarı ulaşma gibi bir sürü akrobatik hareket yapıyoruz. Ayrıca takım olarak dövüşmemiz gereken yerler de var.Takım halinde yaptığımız özel hareketler hem eğlenceli hem de görsel olarak tatmin edici. Ancak oyundaki bazı kamera hataları insanı çileden çıkartacak cinsten. Fazla hareketli sahnelerde bir anda her şey karışıyor. Oyunun müzikleri ise müthiş, insanı dövüşmek için şevk veriyor diyebilirim. Kısacası saf aksiyon ve eğlence için her şey yapılmış, ama filmle aynı zamana yetiştirilmek için bazı şeylerden fedakarlık yapılmış gibi…

TMNT: The Game PC, Xbox 360 , Playstation 3 ve Nintendo DS ile birlikte neredeyse tüm platformlara çıkıyor. Hem küçük oyuncular, hem de büyükler için gayet eğlenceli bir vakit geçirme şansı. Nostalji yapmak isteyenler için ise birebir. Ancak bilgisayarda oynuyorsanız, mutlaka bir joypad kullanmaya dikkat edin, böylece daha rahat hareket edersiniz.

 

[Resim]Oynamış olan herkesin, World of Warcraft’la ilgili en az bir anısı vardır. İlk çıktığı zaman üç aylık aralıklarla parti parti Türkiye’ye gelen ürünü alma şansı bulanlar, ilk başladıkları acemilik dönemini asla unutamaz. Devasa online rol yapma oyunu olarak Türkçeleştirilen MMORPG türüne o zamana kadar uzaktan bakan birçok kişi, albenisi yüksek olan, ancak bir o kadar da karmaşık ve kendine özgü ifadeleri bulunan (OMG, LOL, WTB ve hatta WTF gibi) online oyunlara ‘Warcraft’ ismini tanımanın verdiği cesaretle giriş yaptı. İçeride gümbür gümbür eğlencenin olduğu bilinmeyen bir mekâna girerken kapıdakilere “Abi ben Warcraft’ı tanıyorum.” demek gibi oldu çoğumuzun durumu.

 

Süslü paketini açıp kurulumu yaptık ve hesaplarımızı aktive ederek gaza getirici giriş videosunu izleyip karakter seçme ekranına geldik. Vay canına! O güne kadar hikâyelerini dinlediğimiz, minik karakterler şeklinde savaş alanında gördüğümüz herkes buradaydı: Aceminin dostu insanlar, havalı Night Elfler, cüceler (Dwarf), daha cüceler (Gnome)… Bazılarının ‘kötüler’ olarak adlandırdığı, oysa tek suçları Alliance tarafı gibi düşünmemek olan Horde tayfası da heybetli Orcları, devasa Taurenleri, pis kokan Undeadları ve dişlek Trolleri ile oynanmaya hazır halde bekliyordu. Apar topar karakteri belirleyip ortamlara aktık. Hatta ilk kasabada etrafta ağaç kesen işçileri görünce yanımızdakine “Olm harbiden ordayız işte, bildiğin Azeroth burası. Ben bunların 4 piksellik hallerini de bilirdim.” şeklinde caka sattık.

Zaman geldi geçti, World of Warcraft dünyası büyüdükçe büyüdü. İlk Onyxia’nın kesildiği haberi, internet sitelerine bomba gibi düştü. Ardından diğer büyük bosslara da acımayıp kıydılar. Herkes set set zırhları ve silahları giyinip kuşandı. Molten Core büyük guildlerin haftalık antrenman sahası haline gelirken, asil Ragnaros da iyice maskaraya döndü. Çeşitli eklentiler ve güncellemeler zamanla yeni zindanların ve yeni zırh setlerinin kilidini açtı. Ancak bir süre sonra kaçınılmaz olarak, Azeroth topraklarında hüküm süren tek şey ‘doygunluk’ oldu. Bu noktaya gelineceğini hiç şüphesiz önceden fark etmiş olan Blizzard yetkilileri de, mükemmel bir zamanlama ile (Tamam biraz gecikti kabul) ilk resmî eklenti paketi The Burning Crusade (TBC) ile WoW oyuncularının iştahlarını açtı.

Paket dediğin böyle olur!

Açıkçası ilk duyurulduğunda, TBC için heyecanla karışık tedirginlik sarmıştı beni. Star Wars Galaxies gibi oyun sistemini nahoş biçimde değiştiren, güzel olanı zorla bozan bir eklentiyle karşılaşmaktan korkuyordum. Ancak ofiste bir Cuma günü elimize ulaşan paketleri kurup bitmez tükenmez güncellemeleri yaptıktan sonra (Bu kısım biraz sıkıcı, evet) bir süre uzak kaldığım World of Warcraft dünyasına girince karşılaştığım tablo beklediğimden hayli iyiydi.
The Burning Crusade’de Blizzard, “Bozuk değilse tamir etme” felsefesini benimsemiş biraz. Resmi forumlarda ve sitesinde yaptığı anketler veya kullanıcıların bahsettiği konuların neredeyse tümüne değinilmiş. Hali hazırda güzel olan noktaları da bozmamaya dikkat etmiş. Sonuçta da ortaya StarCraft: Brood Wars veya Diablo: Lord of Destruction gibi, A kalite Blizzard yapımı bir ek paket çıkmış.

İşin teknik kısmına geçtiğimizde, ilk olarak gözümüze çarpan, karakter yapma ekranında gözümüze çarpan iki yeni isim. Horde tarafına Blood Elf ırkının ekleneceği uzun zamandır bilinse de, Alliance’in yeni silahı Draenei’ler birçokları için son dakika sürprizi oldu. Belki dış görünüşlerinin hiç dost canlısı olmamasından, belki de yerine gelebilecek daha iyi alternatifleri olduğu inancından, Draenei diyarı Exodar, Blood Elf memleketi Silvermoon’a göre sinek avlıyor. Yaptığımız araştırma ve görevlerde aldığımız bilgiler doğrultusunda, Exodar şehrinin, Kalimdor’a mecburi iniş yapan uzay gemilerinin kalıntılarından kurulduğunu öğreniyoruz. Warcraft’ta uzay gemisinin ne işi var demeyin. Büyü ve teknoloji konusunda hayli uzmanlaşan Erenar soyundan gelen Draenei ırkı, uzay gemileri ile farklı dünyaları ziyaret ediyor.

 






Bu sayfa hakkında yorum ekle:
İsminiz:
E-mail adresiniz:
Siteniz:
Mesajın:
 
Bugün 5 ziyaretçi (9 klik) kişi burdaydı!